Ara

1 Mart 2011 Salı

Farzedelim ki, farkedelim.

Oha ohaa.. yarım saat otobüs beklemiş ve benden yarım saat sonra gelen kadınla aynı otobüsün kervanında yol alıyorduk, kendimce namına değer kattığım 'durakların şanslısına' tükürür gibi bakış fırlatıyordum saniyelik, tek farkı o bunu farketmiyordu bile, etrafını kolaçan etmiş utanmaksızın kıçına yer arıyordu. 

Herneyse karın ağrısı yaratan otobüslerin birisindeydim. Başımızın üstünüde yer bilen şöför yolcu alıyordu pürüzlü yolda yol alırken. Aslında en korkunç olanı hiç tanımadığın insanların içinde, dip dibe olman. Her an birisinden ne çıkacağı belirsiz. camdan ötesini izliyormuş gibi yaparak bi yanındakıni kontrol etmek hepimizin kaçınılmaz alışkanlığı aslında. 
Tam yanımdakını kontrol hazneme almışken önümdeki boş koltuğu kaptırmak 20 dkka ayakta beklemeninde ötesinde birşey.. anlatılamaz. 

ohaa haa.. bu kadında neydi böyle, hem beklemeksizin otobüse benle aynı anda  biniyor hemde ardından tam oturacağım koltuğun saltanatını üstleniyor 'hadi ordan lan diyesim geldi, kıçın rahat mı diye sorasım geldi, ayy bide bu duruma gülesim geldii.. galiba benım kusasım geldii.. Dizimin dibinde rahatsızlığını üstlendiğim kadının Sağır ve Dilsiz olduğunu çakarken 79 thales gücündeydim. Karşı koltuktaki bebeğe gülüyor, bebeğin annesini beden diliyle tanımaya çalışıyordu, sessizce..

Sessizce kahkaha patlatıyor, sessizce bebeği aguculuyor, sessizce gülen bebeğe karşılık tebessüm gösteriyordu bebeğin ona gülümsediğini farkederken. Ve sohbeti koyulaştırdı, mimikleri daha hızlıydı bu sefer. güler yüzlüydü sevecendi.. yanındaki yer boşalırken bile beni davet edecek nezakete sahipti.
Başımı eğip güldüm   yani  : Teşekkür ederim baaabında :)
Bende kapıyordum yavaş yavaş beden dilini e olsun 6 dk 45 sn izlenim altında tuttum kadıncağızı (!)  

İnsanlar o kadar çok konusuyorki bedene sus payı düşüyor yerince. çocuğuna sevdiğini söyleyip başını okşamayan o kadar insan var ki. Bazen beden konussun sen sus ve herşeye rağmen 'gül..

Çünkü hayat zannettiğindende ötedir, onu sevmezsen o da seni sevmez! bugun hepimiz dilsiz sağır olabilirdik ama hiçbirimiz ordaki bebeğin güzelliğini farketmezdik. 

''Hayatı seviyorum demen için bi dile sahip olman gerekmez. çünkü hayat bunu görmek ister'' ve hayata acı çektirmeye çalışmak ''Başını vurduğun ranzanın öcünü 'takrar başını ranzaya vurarak çıkarmaya benzer..!

27 Şubat 2011 Pazar

Faili meçhul

Katildim!
Öldürmüştüm onu, içimde en ufak suçluluk duygusu taşımıyordum, mutistik bedenim devamsal sukunetinin hakimindeydi gene. Başım dik, göğsümü gere gere yürüyordum, bana iğrenç bakış atan kalabalığa karşılık.. Artık maskelerimden arınmış 'kendim olarak gülüyordum' hedefi ben olan çatık kaşlara. Gülebiliyordum.. basit.
Bu halimde beni kimse sevmiyordu,
Bir katili kim sevebilirdi ki aslen? Pekala ben kendimi olduğum gibi seviyordum.
'Suçlusun' dedi.. loş odadaki tek surat, neden diye bağırıyordu, yankılanan ses nedenlere boğuyordu beni.. Elinde tek kurşunluk soru işareti soru(n)larla öldürmeye çalışıyordu. 'içimdeki ölü Ben' karşıma geçmiş benden hesap soruyordu şimdi.
'Maskelerim yok artık gerçek olan ben'im.. özgürsem bi diğeride yok..''

11 Şubat 2011 Cuma

Dizilerin izi..

Diziler...'osman öldü' güccük osman öldü' ipe takılarak suda boğuldu' osman öldüüüğğ' (hepimiz osmanız) demesini beklerken  29 numaralı otobüsün en arka 2.koltuğunda yerimi almış, cam kenarında güneşin tatlı sıcaklığını tam hissediyordum ki yurdum halkının atomuna kadar işlemiş dizi skandallarına şahit oldum. Böyle muhtemel bir olaya şaşırdığıma şaşırıyorum. küçük osman yandaşı, ebeveynlerin karşısında bi bok yapmış gibi güle oynaya 'aguculanırken' empoze olduğumuz derin zehrin farkında bile değiliz.Artık çocuklar 'hanimiş osman?' deyip sevilmesinden korkuyorum. ''öyle bir geçer zaman ki'' anlayamayız, çocuklarımızın ''adını feriha(da) koyarız'' ''fatmagülün suçu ne''ydi aslında ? bunlar cehaletin ''Küçük Sırlar''ı uyutuluyoruz ''kanıt'' ve misafirliğe sırf dizi izlemek için giden belkide konuşacak o kadar konu varken fatmagülün suçunu merak edip sohbetlerimizin cinayetini üstlenirken unutuluyoruz, ailemize unutturuluyoruz, kendimize unutturuluyoruz otojeniksel hissettiğimizi düşünürken yanılıyoruz sadece ''arka sıradakiler''i izleyip -Bunlar okuyup mafya oluyor, diyen cahil zihine şahit oluyoruz. ve bana kalırsa polislik ''arka sokaklar'' kadar eğlenceli değil bu yüzden hastalığımızın ''doktorlar''ı bile yok! ''ezel'' den beridir devam eden körebe oyunu.. yakında starda başlayacak olan ''hayatım dizi'' programında bizi ne sürprizlerin bekleyeceğini merak edip etmiyorum.. 
Çocuğum! osman ölmedi, yoksa dizilerde ölür, diziler ölürse biz yaşarız.. onlar yaşasınki biz ölelim!

11 Aralık 2010 Cumartesi

Seus/

Mutluluğum çok üzgün şu sıralar,
Yokluğunda dokunsan ağlar.
Beni sensiz kim hayata b/ağlar,
Bir of çeksem yıkılır güvendiğim d/ağlar.


Ağladığım belli olmasın diye,
Gül'erken ağlarım genelde.
Bu yüzdendir gamzelerimdeki s/eller.
O yüzsün isterim, karışmasın eller.


Bahar geldirken sen nerdeydin?
Sana yaşarken duyguları en derin?
Yoksada ellerin?
Boşluğa uzatırım tutmasanda? beklerim.


Sol kapım hep açıktır sana,
Mevsimi karanlık olsada,
Bir meşgale ile kalbime çarp yeter,
Tanrı misafiri olsanda.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Tes/Ellilik-S/ağır

Kalbim yokluğunda ağırlaştı,
Teselli insancıkları laçkalaştı,
Gereksiz sözcükler fazlalaştı,
Gel-ecek fiili yalanlaştı,
Yok gelende gidende.
 Bu yürek tes/elliye s/ağırlaştı.

Sen'siz.

Koşmalıyım yetişmeliyim sana,
D'almadan kimse bahçene, toplam/alıyım seni.
Gülümse. aşk gibi b/ak yüzüme b/ak ki tadayım nef(S)esini.
Öyle sev ki beni, ilk  gibi.
Acıtmadan sev ama inc/itmeden..
Her g/ördüğümde seni cenneti alayım kollarıma,
Sana açmalı tüm çiçeklerim.
Her öpüşünde baharı tatmalıyım.
Yağmurlarım olmalısın ben de arınmalıyım senle
Sevm/eliyim seni.
Hep b/enimmişsin gibi.

22 Kasım 2010 Pazartesi

vakitŞöminesi

Sensizliğin şöminesinde yaktım tüm anılarımı,
Sen vardın bana kalan geriye,
Üzgünüm sevgili! sol yanım sana yanarken
Sende yandın içinde..